Bir elif gibi yanlızım.. ne esrem var ne ötrem.. ne beni durduran bir cezmim, ne bana ben katan bir şeddem var... ne elimi tutan bir harf, ne anlam katan bir harekem.. kalakaldım sayfalar ortasında... bir okuyan bekledim, bir hıfz eden belki.. gölgesini istedim bir dostun, med gibi.. sızım elif sızısı...
Elif gibi dosdoğru olunmalı hayatta… Be gibi tek nokta üzerinde durabilecek kadar dengeli olunmalı… Te gibi olmalı, veda hutbesinde emanet bırakılan iki şeyi (kuran ve sünnet) sürekli başının üzerinde taşımalı insan… Se gibi az konuşup 3 dinlemeli toplumda… Cim gibi çocukça bakmalı hayata, ama cim kadarda çok iş yapmalı… Ha gibi gönlü geniş dostlar edinmeli insan, Hı kadar ağlamaklı olduğunda yardımcı olabilecek… Dal gibi boynunu bükse de hayat, Zel gibi şapkasını takmayı bilmeli zorluklara karşı… Ra kadar rahat olsa da insan bu dünyada, Ze’nin noktası gibi başında dolanan bir sineğin olduğunu mutlaka bilmeli… Sin midir sanki bu dünyada noktasız pulsuz tek garip… şın gibi pulları vermeli getirip… Sad kadar şişse de karnın, Dat gibi hayata bir göz kırp… Tı gibi bir yelkenlidir hayat, Zı kadar yükü olan… Ayn gibi göğe çevir yüzünü… ğayn’ın noktası kadar şüphe olmasın kalbinde… Fe eyne tezhebuun… (kaçış nereye) Gaf gibi iki gözünü aç… Kef kadar karizmatik ol… Lam gibi tutunacak bir dal ol gariplere… Mim’lenmiş olsan da yılma yıkılma… Nun kadar suskun… Vav kadar edepli ol… He gibi haykır içinden geçenleri… Lamelif gibi ellerini O (c.c)’na aç…
İnsanlara bugüne kadar algılayanın beyin olduğu öğretilmiştir. Oysa beyni analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı organlarda da bulunan protein ve yağ molekullerinden daha farklı bir malzeme çıkmaz. Yani beyin dediğimiz ışık ve sesten yoksun et parçasında, göruntuleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dedigimiz şeyi yaratabilecek bir şey yoktur.Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntüdür. Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önundeki algılarla muhatap olur.İşte bu varlik "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle bildirir:
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnizca az bir sey verilmiştir." (İsra Suresi, 85)
Muhatap oldugumuz dunya,gerçekte ruhumuzun gördüğü algılar ise,o halde bu algiların kaynağı nedir?
Bu soruya cevap verirken dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; biz maddeyi sadece hayalimizde göruruz, dışarıdaki aslı ile hiçbir zaman muhatap olamayız. Madde bizim için bir algı olduğuna göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. İçinde yaşadığımız maddesel evreni yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. Nitekim o Yaratıcı, bize indirdiği kitap yoluyla Kendisi'ni,evreni ve bizim neden var olduğumuzu anlatır. O Yaratıcı Allah,kitabının ismi ise Kuran'dır.Göklerin ve yerin, sabit ve kararlı olmadığı,Allah'ın yaratmasiyla varlık buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacaklari bir ayette şöyle ifade edilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Allah'ın her şeyi sarıp kuşatması, bize şah damarimizdan yakın olması nasıl oluyor?
Maddesel varlıklar Allah'ı göremezler, ama Allah, Kendi yarattığı maddeyi her şekliyle görur. Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle algılayamayız. Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı, düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. O'nun bilgisi dışında, tek bir söz söyleyemeyiz, hatta tek bir nefes dahi alamayız.Dış dünya sandığımız algıları seyrederken, yani hayatımızı sürerken de bize en yakın olan varlık, Allah'ın Kendisidir. Kuran'da yer alan "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." ayetinin sırrı da bu gerçekte gizlidir. (Kaf Suresi, 16) Bir insan kendi bedeninin "madde"den oluştuğunu zannettiginde bu önemli gerçeği kavrayamaz. Çünkü "kendi" zannettiği yer beyniyse, dışarısı olarak kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm gibi belirli bir uzaklıkta olur. Ama madde diye bildiği her şeyin zihnindeki algılar olduğunu kavradığında, artık dışarısı, içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır. Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.