Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.

28/2/2009 - Ya rabbi!... ben pişmanim…

Kategori: Tasavvuf
Ya rabbi!... ben pişmanim…

Her kelam pek çok manaya gelir pek çok kişilerce. Her nefes
kadar manası vardır bir tek kelimenin bile… Aşkı Mecnun’a
sorsanız bir başka tefsir yapar, Leyla’ya sorsanız bir başka
mana verir. Bir profesör ihtisas gördüğü alana göre anlatır
öğrencisine.
İşte öyle bir kavram öbeği var gönlümüzde dilimizde
terennüm eden ve dost gönüllerine sunulmayı bekleyen…
Ya Rabbi Ben Pişmanım…
Huzur… Bir daha hiçbir zaman ve mekânda bulunamayacak
olan… Hâl… Gözler kapalı, baş eğik, sırtta onlarca yükün
ağırlığı…
Vak’a… Önce bir Güzel’in ağzının açılışı… Dökülen inci
taneleri…
“Ya Rabbi!...”
Bu gönülden nidaya “Lebbeyk!” denmez mi? Sonra o sırtında
onlarca yük taşıyanın mahzun sesi…
“Ya Rabbi!...”
Öyle bir nida ki…“Ben…”
Bu “Ben…” deyiş cümle zelilliği ifade edişten gayrısı değil…
Büyüklenen bir küçüğün küçüklüğünün an be an farkına varışla
Yüce Huzur’a varışı ve içten içe büyüyen serpilen bir aşığın
“Sen geldin.” dercesine bir “Ben!” deyişi…Ve
“Pişmanım!...”
Cümle mahlûkat kulak kesilir bu söze… Susar ve başlar
dinlemeye…
Tek yankılanan iki kişinin cılız sesidir ve çıt yoktur koskoca âlemde…
“Bütün yapmış olduğum günahlardan…”
Bu söz bütün âlemi şahit tutuştur pişmanlığa aslında… “Bir”
Olan’ın huzurunda… Derin bir “ahhh” izi vardır ahvalde ve
“Ahh! Âşıkların esmasıdır” hakikatte…
“Keşke yapmasaydım”
sözleri dökülür ağızdan… Yeryüzünde “keşke” sözü, tek
buraya yakışır ve yalnız bu söze aittir “keşke…”
Nasıl ki “ben” sözü bir başka yerde zarardan gayrısı
değildir. “Keşke” sözü için de aynı hâl geçerlidir.
Ve ağızdan dökülen “İnşaAllah” sözü bir başka yakışır âşığın diline…
“Bir daha ben yapmayacağım!..”
ve yine “ben…”
“Ben pişmanım…” derken bütün günah yüklerini sırtından
atan âşık “İnşallah bir daha ben yapmayacağım” derken ayrı
bir yük yüklenmiştir sırtına… Aşk’a, meşk’e, Âşık’a, Maşuk’a,
vefa’ya… Söz vermiştir o artık. Dönülemeyesice, ölse de vaz
geçilemeyesice bir söz…
Ve…
“Ben Kabul Ettim!...”
Devamı bambaşka bir âleme dahil olmaktır… Apaçık bir
davetten gayrısı değildir devamı dostlar…
Gözlerimizi kapayalım, Âşık olup Maşuk önünde diz kıralım,
boyun burup oturalım. Ve söyleyelim… Haydi… Bir defa
daha…
“Ya Rabbi! Ben pişmanım, bütün yapmış olduğum
günahlardan. Keşke yapmasaydım. İnşaAllah bir daha ben
yapmayacağım.

"Ben Kabul Ettim…!”

Vesselâm...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/8/2008 - Allah (c.c)'un 99 İsmi

Kategori: Tasavvuf


er-Rahmânu celle celâluh

Manası:Bağışlayan, esirgeyen; bütün yarattıkları için iyilik ve merhamet isteyen; sevdiğini-sevmediğini ayırdetmeyerek bu dünyada onlara sayısız nimetler veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, RAHMÂNdır, rahîmdir.(2:163)
                                                       


-Rahiymu celle celâluh

Manası:Bağışlayan, esirgeyen, çok merhamet eden; dünyada kendisine inanıp emirlerine uygun bir şekilde yaşayanları ahirette sonsuz nimetlerle mükafatlandıracak olan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, ÇOK MERHAMETLİDİR.(57:9)



el-Meliku celle celâluh

Manası:Görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin, bütün kâinatın sahibi; tek ve mutlak hükümdarı.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:MUTLAK HÂKİM ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.(23:116)



el-Kuddûsu celle celâluh

Manası:Hatadan, gafletten, acizlikten ve her türlü eksiklikten uzak; bütün üstün ve güzel sıfatların sahibi.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, EKSİKLİKTEN MÜNEZZEH, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.(62:1)



es-Selâmu celle celâluh

Manası:1-Her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran. 2-Kendisi her türlü eksiklik, ayıp, afet ve belalardan uzakta olan. 3-Cennete girmiş mutlu kullarına selâm eden.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, SELÂMET VERENDİR, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(59:23)



el-Mu'minu celle celâluh

Manası:1-Gönüllerde iman ışığı uyandıran. 2-Kendisine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan. 3-Verdiği söze güvenilen.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, EMNİYETE KAVUŞTURANDIR, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(59:23)



el-Muheyminu celle celâluh

Manası:Kâinatın bütün işlerini düzenleyen, gözeten, yöneten.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, GÖZETİP KORUYANDIR, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(59:23)



el-Aziyzu celle celâluh

Manası:1-Değerli, şerefli, güçlü. 2-Mağlub edilmesine imkan olmayan, her zaman galip olan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun herşeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, MUTLAK GALİPTİR, çok bağışlayıcıdır. O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?(67:1-3)



el-Cebbâru celle celâluh

Manası:1-İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya gücü yeten. 2-Yaratılmışların halini iyileştiren, eksikleri tamamlayan, kırılanları onaran.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, İSTEDİĞİNİ ZORLA YAPTIRAN, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(59:23)



el-Mutekebbiru celle celâluh

Manası:Herşeyde ve her olayda büyüklüğünü gösteren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, BÜYÜKLÜKTE EŞİ OLMAYANDIR. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.(59:23)



el-Hâliku celle celâluh

Manası:Yoktan var eden, herşeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur. İşte Rabbiniz Allah O'dur. O'ndan başka ilah yoktur. O, her şeyin YARATICISIDIR. Öyle ise O'na kulluk edin, O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur). Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.(6:101,102,103)

Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan YARATTI. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.



el-Bâriu celle celâluh

Manası:1-Herhangi bir modeli örnek almaksızın bütün varlıkları yaratan. 2-Herşeyin organ ve kısımlarını uygun ve dengeli bir halde yaratan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için YARADANINIZA tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız YARATICINIZIN katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur.(2:54)



el-Musavviru celle celâluh

Manası:Herşeye bir şekil ve özellik veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Rahimlerde sizi dilediği gibi ŞEKİLLENDİREN O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.(3:5,6)



el-Ğaffâru celle celâluh

Manası:Daima affeden, mağfireti pek çok.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Eğer Allah bir evlat edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. O yücedir. O, tek ve kahhâr olan Allah'tır. Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et! O, azîzdir, ve ÇOK BAĞIŞLAYANDIR.(39:4,5)



el-Kahhâru celle celâluh

Manası:Herşeye her istediğini yapacak şekilde gâlib ve hâkim

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz. Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve GÜCÜNE KARŞI DURULAMAZ OLAN ALLAH'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir).(14:47,48)



el-Vehhâbu celle celâluh

Manası:Her çeşit nimeti hiçbir karşılık beklemeden devamlı ve bol bol veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. LÜTFU EN BOL OLAN sensin. Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez. Bilinmelidir ki inkar edenlerin ne malları ne de evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.(3:8-10)



er-Razzâku celle celâluh

Manası:Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri ihsan eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(O öyle lütufkâr) Allah'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla RIZIK OLARAK SİZE TÜRLÜ MEYVELER ÇIKARDI; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!(14:32-34)



el-Fettâhu celle celâluh

Manası:1-Bütün anlaşmazlıkların nihâi hakemi olarak mutlak adâleti gerçekleştiren. 2-Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, iyilik kapılarını açan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, EN ÂDİL HÜKÜM VEREN, (her şeyi) hakkıyla bilendir.(34:26)

...Kim Allah'tan korkarsa, ALLAH ONA BİR ÇIKIŞ YOLU İHSAN EDER. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.(65:2,3)




el-Aliymu celle celâluh

Manası:Herşeyi hakkıyla, çok iyi bilen.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, HER ŞEYİ BİLENDİR, her şeyden haberdardır.(31:34)

Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, KARADA VE DENiZDE NE VARSA BiLiR; O'NUN iLMi DIŞINDA BiR YAPRAK BiLE DÜŞMEZ. O YERiN KARANLIKLARI iÇiNDEKi TEK BiR TANEYi DAHi BiLiR. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.(6:59)




el-Kaabidu celle celâluh

Manası:1- Rızkı tutan, sıkan, daraltan 2- Canlıların ruhunu alan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? DARLIK VEREN de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz.(2:245)



el-Baasitu celle celâluh

Manası:1- Rızkı genişleten, açan, bol bol veren. 2- Ruhları bedenlere yerleştirip yayan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:... Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun. Rabbin rızkı dilediğine BOL VERİR, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur ...(17:29...32)



el-Hâfidu celle celâluh

Manası:Alçaltan, zillete düşüren, yukarıdan aşağıya indiren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah'a ve Resûlüne karşı gelenler, KENDİLERİNDEN ÖNCEKİLERİN ALÇALTILDIĞI GİBİ ALÇALTILACAKLARDIR. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kafirler için küçük düşürücü bir azap vardır.


el-Rafiu celle celaluh

Manası:Yükselten, izzet ve şeref bahşeden, yukarı kaldıran.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle ÜSTÜN KILAN O'DUR. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O bağışlayan merhamet edendir.(6:165)



el-Mu'izzu celle celâluh

Manası:İzzet veren, yücelten, ağırlayan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini YÜCELTİR, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kâdirsin.(3:26)



el-Muzillu celle celâluh

Manası:Alçaltan, zillete düşüren, hor ve hakîr eden.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de ALÇALTIRSIN. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kâdirsin.(3:26)



Semiy'u celle celâluh

Manası:Her şeyi en iyi işiten, duyan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O İŞİTENDİR, görendir.(42:11)



el-Basiyru celle celâluh

Manası:Her şeyi en iyi gören.,

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı NOKSANSIZ GÖRÜR.(2:110)

O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı ÇOK İYİ GÖRENDİR.(11:112)




el-Hakemu celle celâluh

Manası:Son hükmü veren, hükmeden, hakkı yerine getiren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah kıyamet gününde, ihtilaf etmekte olduğunuz konulara dair ARANIZDA HÜKÜM VERECEKTİR.(22:69)

Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey yok olacaktır. HÜKÜM O'NUNDUR ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.(28:88)




el-'Adlu celle celâluh

Manası:1-Mutlak adalet sahibi, çok adaletli. 2- Aşırılığa meyletmeyen.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Rabbinin sözü, DOĞRULUK VE ADALET BAKIMINDAN TAMAMLANMIŞTIR. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.(6:115)



el-Latiyfu celle celâluh

Manası:1- Herşeyin yoktan var edicisi olarak, onların ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar bilen ve sezilmez yollarla bu ihtiyaçları karşılayan. 2-İnce ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran. 3- En ince işlerin bütün inceliklerini bilen. 4- Nasıl yapıldığına nüfûz edilemeyen, en ince şeyleri yapan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:İşte Rabbiniz Allah O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin, O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur). Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, EŞYAYI PEK İYİ BİLEN, her şeyden haberdar olandır. (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.(6:102...104)



el-Habiyru celle celâluh

Manası:Herşeyin içyüzünden, gizli taraflarından haberdar.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, HER ŞEYDEN HABERDARDIR.(49:13)

Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, YAPTIKLARINIZDAN HABERDARDIR. Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.(59:18-19)




el-Haliymu celle celâluh

Manası:1- Acele ve kızgınlıkla davranmayan. 2- Ceza vermede acele etmeyen, teennî sahibi.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, HALÎMDİR, bağışlayıcıdır.(17:44)

Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, HALÎMDİR, çok bağışlayıcıdır.


el-'Aziymu celle celâluh

Manası:Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulu, çok büyük.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, diridir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, BÜYÜKTÜR.(2:255)



el-Gafuru celle cellaluhu

Manası:Bütün günahları bağışlayan, affı çok.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH BÜTÜN GÜNAHLARI BAĞIŞLAR. ŞÜPHESİZ Kİ O, ÇOK BAĞIŞLAYAN, çok esirgeyendir.(39:53)



eş-Şekûru celle celâluh

Manası:Az iyiliğe çok mükâfat veren, kendi rızâsı için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler. Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, ŞÜKRÜN KARŞILIĞINI BOL BOL VERENDİR.(35:29-30)




el-'Aliyyu celle celâluh

Manası:İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, çok yüksek

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O'ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz bâtıldır. Gerçekten Allah ÇOK YÜCE, çok uludur. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlasla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hainler bilerek inkar eder.
(31:30-32)




el-Kebiyru celle celâluh

Manası:Ululuğu karşısında her büyüğün küçüldüğü mutlak büyük; zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulu, çok büyük.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir. O, görüleni de görülmeyeni de bilir; ÇOK BÜYÜKTÜR, yücedir. Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun ilminde) eşittir.(13:8...10)



el-Hafiyzu celle celâluh

Manası:1- Koruyup gözeten ve dengede tutan, herşeyi belli vaktine kadar afat ve belâdan saklayan. 2- Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan, bilen.


Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum); ALLAH EN HAYIRLI KORUYUCUDUR. O, acıyanların en merhametlisidir.(12:64)

Allah'tan başka dostlar edinenleri Allah daima GÖZETLEMEKTEDİR. Sen onlara vekil değilsin.(42:6)




el-Mukiytu celle celâluh

Manası:Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, her yaratılmışın azığını veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de RIZIK VEREN Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir.(29:60)

(Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden RIZIKLANDIRAN mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getirin!(27:64)




el-Hasiybu celle celâluh

Manası:1- Kullarına yeten, kâfi gelen. 2- Kullarını hesaba çeken. 3- Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin hesabını bütün tafsilat ve teferruatıyla iyi bilen.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana ALLAH YETER. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.(39:38)

O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak ALLAH (HERKESE) YETER.(33:39)




el-Celiylu celle celâluh

Manası:Celâlet, azamet ve ululuk sahibi


Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:BÜYÜKLÜK VE İKRAM SAHİBİ Rabbinin adı yücelerden yücedir.(55:78)



el-Keriymu celle celâluh

Manası:Fâzîlet türlerinin hepsine sahip, keremi bol ve sonsuz.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar. Ey insan! Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, İHSANI BOL RABBİNE karşı seni aldatan nedir? Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilir. İyiler muhakkak cennette, kötüler de cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Onlar (kafirler) oradan bir daha da ayrılmazlar. Ceza günü nedir bilir misin? Nedir acaba o ceza günü? O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah'a kalmıştır.
(82:1...19)




er-Rakıybu celle celâluh

Manası:Herşeyi gözetleyip kontrolü altında tutan, bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murâkebesi altında bulunan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine GÖZETLEYİCİ yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.


el-Muciybu celle celâluh

Manası:Duâ ve dileklere karşılık veren, icâbet eden; kendine yalvaranların istediklerini veren

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. BANA DUA ETTİĞİ VAKİT DUA EDENİN DİLEĞİNE KARŞILIK VERİRİM. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.(2:186)

Rabbiniz şöyle buyurdu: BANA DUA EDİN, KABUL EDEYİM. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.(40:60)




el-Vâsi'u celle celâluh

Manası:İlmi, ihsânı, mağfiret ve merhameti herşeyi kuşatan; geniş ve müsâadekâr.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zâtı) oradadır. Şüphesiz Allah'ın (rahmeti ve nimeti) GENİŞTİR, O her şeyi bilendir.(2:115)



el-Hakiymu celle celâluh

Manası:Bütün emirleri ve işleri yerli yerinde ve hikmetli olan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Şüphesiz, iman edip de güzel davranışlarda bulunanlar için, içinde devamlı kalacakları ve nimetleri bol cennetler vardır. Bu, Allah'ın verdiği gerçek sözdür. O, mutlak güç ve HİKMET SAHİBİDİR. O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik. İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi (ey kafirler!) O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin! Hayır (gösteremezler)! Zalimler açık bir sapıklık içindedirler.(31-8..11)



el-Vedûdu celle celâluh

Manası:Çok seven ve çok sevilen. İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik lâyık olan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) ÇOK SEVER.(11:90)

Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir. Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir. O, çok bağışlayan ve ÇOK SEVENDİR. Şerefli Arş'ın sahibidir. Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.(85:12...16)




el-Meciydu celle celâluh

Manası:Şânı büyük ve yüksek.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet: (İbrahim'in karısı: ) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, İYİLİĞİ BOLDUR.(11:72-73)



el-Bâ'isu celle celâluh

Manası:Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Ey insanlar! Eğer YENİDEN DİRİLMEKTEN şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.(22:5)



eş-Şehiydu celle celâluh

Manası:1- Herşeyi gözleyip bilen; her zamanda ve her yerde hâzır ve nâzır. 2- Kendi varlığına ve kendisinin ibadet edilmeye layık tek varlık olduğuna şahit olan.


Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah HER ŞEYE ŞAHİDDİR.(22:17)

Allah, ADALETİ AYAKTA TUTARAK (DELİLLERİYLE) ŞU HUSUSU AÇIKLAMIŞTIR Kİ, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir). Mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkar edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.(3:18-19)




el-Hakku celle celâluh

Manası:1- Fiîlen var olan, mevcudiyeti ve ilahlığı gerçek olan. 2- Varlığı hiç değişmeden duran. 3- Sözleri ve vaadleri doğru olan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Mutlak hakim ve HAK OLAN Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.(23:116)

Çünkü Allah, HAKKIN TA KENDİSİDİR; O'ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz bâtıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.(31:30)

Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, ALLAH'IN VERDİĞİ SÖZ GERÇEKTİR. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.(31:33)




el-Vekiylu celle celâluh

Manası:Kendisine güvenilip, dayanılan. İşlerini uygun şekliyle kendisine bırakan kulunun işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini temin eden.

Kur'an-ı Kerim'den İlgili Ayet:İşte Rabbiniz Allah O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin, O her şeye VEKÎLDİR.(6:102)

Allah'a güven. VEKÎL OLARAK ALLAH YETER.(33:3)

...Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsân eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. KİM ALLAH'A GÜVENİRSE O, ONA YETER. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.(65:2,3)




el-Kaviyyu celle celâluh

Manası:Herşeye gücü yeten, kudretli, çok güclü.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mîzanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah KUVVETLİDİR, daima üstündür.(57:25)



el-Metiynu celle celâluh

Manası:Çok sağlam ve güçlü; herşeye gücü yeten, kudretli.


Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, GÜÇ VE KUVVET SAHİBİ olan ancak Allah'tır.


el-Veliyyu celle celaluh

Manası:Yardımcı ve dost.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:Allah, inananların DOSTUDUR, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.(2:257)

Şüphesiz ki, benim KORUYANIM Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O bütün salih kullarını GÖRÜP GÖZETİR. Allah'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.(7:196-197)




el-Mubdiu celle celâluh

Manası:Herşeyi maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(Onlar mı hayırlı) yoksa İLK BAŞTAN YARATAN, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getirin!(27:64)

Allah'ın, yaratılanı İLK BAŞTAN nasıl YARATTIĞINI, sonra bunu (nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah İLK BAŞTAN nasıl YARATMIŞ bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.(29:19-20)




el-Mu'iydu celle celâluh


Manası:Yarattıklarının canını aldıktan sonra âhiret hayatı için tekrar yaratan.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:(Resûlüm!) De ki: (Allah'a) ortak koştuklarınız arasında, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasından onu (ölümünden sonra hayata) YENİDEN DÖNDÜRECEK biri var mı? De ki: Allah ilk defa yaratıp (ölümden sonra) onu YENİDEN (HAYATA) DÖNDÜRÜR. O halde nasıl saptırılırsınız!(10:34)



el-Muhyiy celle celâluh

Manası:Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren.

Kur'ân-ı Kerîm'den İlgili Ayet:De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O DİRİLTİR ve öldürür. Öyle ise

15/8/2008 - Hicret Nedir?

Kategori: Tasavvuf
Hicret Nedir?

Hicret kelimesi sözlükte terketmek, ayrılmak, bir yeri terkederek başka bir yere göç etmek anlamınadır. Istılahta ise, özel olarak Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü, genelde ise, gayrr11;i müslim bir ülkeden İslâm ülkesine göç etmeyi ifade eder.
Hicret; tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Hicret; Ensar ve Muhacirinin sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, milli birlik ve bütünlüğün en güzel timsalidir. Hicret; ilk müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakârlığın doruk noktasıdır.
Hicret, kötü şartlardan kaçış değil; İslam'ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekânların aranışıdır.
Peygamber Aleyhisselam efendimiz:
"Hakiki Muhacir, hataları ve günahları terk eden kimsedir"(1) buyurdular.
Bir başka hadisi şerifte de Peygamber Aleyhisselam:
"Hakiki Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir." buyurur.(2)
Hicret; nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür.
Yüce Kitabımız Kur'anr11;ı Kerim bu mükâfatı:
"İman edip hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, ALLAH katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir."(3)
"...Onlar hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım..."(4) ayetr11;i kerimeleriyle dile getirmektedir.


HİCRET ARAYIŞI BAŞLIYOR
Yüce Allah, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler.
Mekkeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen bu Yüce Elçi'ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler.
Mekke müşrikleri Peygamber Aleyhisselam efendimize karşı İslam'ı tebliğ etmeğe başladığı andan itibaren karşı bir tavır takındılar, engellemeye çalıştılar.
Müslümanların başına gelenlere çok üzülen ve göç etmeyi düşünen bazı müminlere, Peygamber efendimiz Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti.


HİCRETİN ÖNEMİ
Peygamber Aleyhisselam efendimiz, Peygamberliğinin 13. yılında ashabıyla beraber, yurtlarını, mallarını, hatta sahabeden birçoğu anne, baba, eş ve çocuklarını bırakarak Medine'ye hicret etmek zorunda kaldılar.
Allah, Peygamber efendimize Medine'ye hicret etmesine izin verdi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz en yakın arkadaşı Ebu Bekir ile birlikte geceleyin Mekke'den çıkıp, Sevr dağındaki mağarada bir süre korundu. Sonra, Mediner11;i Münevvere'ye doğru yola çıktı. Yol üzerindeki Küba köyünde birkaç gün konaklayıp bir mescit inşa ettikten sonra Mediner11;i Münevvere'ye hareket etti. Yolda büyük bir halk topluluğu, O'nu coşkun sevgilerle karşılayıp bağrına bastı.
Yüce Allah îmanları uğruna yurtlarını terk eden müminleri övmektedir. Bu müstesna olay Kur'anr11;ı Kerim'de şöyle anlatılmıştır:
"İman edip de ALLAH yolunda hicret ve cihad edenler; muhacirleri barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır."(5)
Peygamber efendimizin bu hicreti, tarihteki diğer göçlerden çok farklı bir anlam taşımaktadır.
Nitekim Hicretin bu ulvî manasını ilk Müslümanlardan Cafer bin Ebu Talip, Habeş Kralı huzurunda söylediği şu sözler, net bir şekilde ortaya koymaktadır:
'Ey hükümdar
Biz cehalet içerisinde yaşayan bir toplumuyduk. Putlara tapıyor, ölmüş hayvanların etini yiyorduk. Zina yapıyorduk. Akrabalarımızla ilgimizi kesiyor, komşularımızla iyi geçinmiyorduk. Kuvvetli olanlarımız, zayıf olanlarımızı eziyordu. Biz bu halde iken yüce Allah bize acıdı. Bizden öncekilerde olduğu gibi bize de içimizden, soylu, asil, doğru, güvenilir, şeref ve namus ehli olduğunu bildiğimiz birisini peygamber olarak gönderdi. O bizi, yalnız Allah'a ibadet etmeye, atalarımızın taptıkları putları terk etmeye çağırdı. Bize doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, komşularımızla güzel geçinmeyi, haramdan, adam öldürmekten sakınmayı öğütledi. Bizi, yalandan, yetim malı yemekten ve namuslu kadınlara iftira etmekten sakındırdı. Yalnız bir olan Allah'a ibadet edip, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı emretti. Haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl bildik. Bundan dolayı halkımızın bir kesimi bize düşman oldu, bize türlü türlü işkenceler yapmaya kalktılar. Biz de onlardan kaçarak ülkenize sığındık.(6)
Bu konuşmada, bir yönüyle hicret sebepleri açıklanırken, diğer yönü ile de İslâm'ın insanlığa neler getirdiği ifade edilmekte, her yönüyle bozulmuş ve tüm değer ölçülerini yitirmiş bir toplumu nasıl tekrar hayata kavuşturduğu anlatılmaktadır.



MEDİNELİLERDEN HİCRET DAVETİ

Kâbe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından, Arapları Mekke'ye getiriyordu. Peygamber Aleyhisselam efendimiz bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, ikna etmenin yollarını aradı.
Medine'den gelen yarım düzine kadar insanla karşılaştı. Yahudi ve Hıristiyanların komşuları olan bu kişiler, peygamberler ve ilâhî vahiyler kavramına yabancı değillerdi.
Üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir müjdecinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı.
Muhammed Aleyhisselam efendimize inandılar, kendisine Medine'de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dair söz verdiler. Ertesi yıl, Akabe görüşmelerinde oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve İslâm'ı öğretecek bir öğretmen istediler. Bu görevi üzerine alan Mus'ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke'ye hac sırasında yeni müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi.
Bunlar Akabe görüşmelerinde Peygamber Aleyhisselam efendimizi ve diğer Mekkeli Müslümanları kendi şehirlerine göç etmeye davet ettiler ve Medine'ye geldikleri takdirde onların canlarını ve mallarını, kendi çocuklarını korudukları gibi koruyacaklarına ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacaklarına söz verdiler.
Böylece Peygamber Aleyhisselam efendimiz, ashabından bazılarının da Medine'ye göç etmelerine izin verdi.
Kısa zamanda, Mekkeli müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti.



HİCRET BAŞLIYOR

Hicretten 17 yıl sonra Hazreti Ömer'in halifeliği zamanında, Hazreti Ali'nin teklifiyle bu yolculuk, Hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edildi.
Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme, en son hicret eden ise Peygamber efendimizin amcası Hazreti Abbas'tır.
Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evinir11;barkını, malınır11;mülkünü, ailesini, kabilesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Resûlullah Aleyhisselam'ın müsaadesiyle Medine'ye göç eden Mekkeli Müslümanlara 'Muhâcirûn' adı verilmiştir.
Medine'de muhacirleri misafir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medineli Müslümanlara da 'Ensâr' denilmiştir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur'ânr11;ı Kerim'de birçok vesilelerle övülmüşlerdir.(7)
Hazreti Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavaf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:
"İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün..." dedi. Hazreti Ömer'in hicreti, Peygamber efendimizin hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu.
Mekke'de hastalık ve güçsüzlük gibi nedenlerle hicret etmeye imkân bulamayan birkaç kişiden başka Müslüman kalmamıştı. Bir kısmı Habeşistan'da bulunmakla birlikte, çoğu Medine'ye hicret etmişlerdi.
Hazreti Ebû Bekir ile Hazreti Ali'yi Resûlullah efendimiz Mekke'de alıkoymuştu. Ebû Bekir çok kere Peygamber efendimizden hicret için izin istemiş; ancak efendimiz:
"Acele etme Belki Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek..."(8) buyurarak hicretini geciktirmişti. Ebû Bekir, o arkadaşın kendisi olmasını arzu ediyordu.
Kâinatın efendisi öğle sıcağında Hazreti Ebû Bekir'in evine vardı. Peygamber efendimiz Ebû Bekir'in evine sabah ve akşam saatlerinde uğrardı. Bu defa alışık olmadığı bir saatte ziyaret edişinden önemli bir konuda görüşmek için geldiği anlaşılıyordu.
Ebû Bekir beraber yolculuk yapıp yapmayacaklarını sordu. "Evet Allah'ın emri ile beraber hicret edeceklerini" cevabını alınca sevincinden ağladı. Ebû Bekir, sevinç gözyaşları ile 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işaret ederek:
r11;Yâ Rasûlulah Dilediğini seç, dedi. Peygamber efendimiz ise deveyi ancak parasını ödemek suretiyle kabul edebileceğini söyledi ve bu develerden birisini aldı. 'Kasvâ' adlı deve budur.


HAZRETİ ALİ O'NUN YATAĞINDA
Peygamber efendimiz ve Ebû Bekir, yol kılavuzluğu ile ünlü Abdullah b. Üreykıt adlı kişiyi kılavuz olarak kiraladılar.
Üç gün sonra Sevr Dağı'nın eteğinde buluşmak üzere sözleştiler. Abdullah b. Üreykıt henüz İslâm'ı kabul etmemişti, ama maharetli bir kılavuz olmasının yanında güvenilir bir kimseydi.
Resûlullah efendimiz ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu. Ebû Bekir'in kızı Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını bağladığı için Esma'ya "Zâtü'nr11;nitâkayn" (iki kemerli) unvânı verildi.
Peygamber efendimiz hemen evine döndü. Hazreti Ali'yi çağırdı:
r11;Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver. Ondan sonra sen de hemen gel," buyurdu.

KUREYŞ CANİLERİ EVİ KUŞATIYOR
Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar. Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hazreti Ali, Peygamber efendimizin yatağına yattı. Peygamber efendimiz eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Peygamber efendimiz Yâr11;Sîn Sûresi'nin başından:
"Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti.
Gece yarısı Ebû Bekir'in evine gitti. Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler.
1.5 saat, 3 mil yol alarak Sevr Dağı'nın tepesindeki gizlenmeye elverişli mağaraya vardılar. Kureyş'in araması bitinceye kadar, perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar bu mağarada üç gün üç gece kaldılar.
Müşrikler peygamber efendimizin yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Hazreti Ali olduğunu görünce, hayal kırıklığına uğradılar, ne yapacaklarını şaşırdılar.
Hazreti Ali'yi önce Haremr11;i Şerîf'e götürüp hapsettiler; fakat daha sonra serbest bıraktılar.
Bu arada Muhammed'i bulan, öldüren veya esir eden kimseye yüz deve ödül vereceklerini Mekke'nin her tarafında ilan ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar maceracı, cani, katil varsa, hepsi etrafa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Peygamber efendimizi arıyorlardı.

MAĞARADA ÜÇ GÜN KONAKLADILAR
Mağarada kaldıkları sure zarfında Ebû Bekir'ın azatlısı Âmir b. Füheyre koyunları bu bölgede otlatarak mağaranın yakınına getiriyor, sağıp onlara taze süt veriyordu. Ebû Bekir'ın kızı Esmâ mağaraya yiyecek getiriyor, gündüzleri Mekke'de geçiren oğlu Abdullah da geceleri mağaraya gelerek şehirde olup bitenleri haber veriyordu.
Peygamber efendimiz ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve endişelenmiş. Peygamber efendimiz O'na endişelenmemesini söyledi ve müşriklerin kendilerine zarar veremeyeceğini bildirdi. Ebû Bekir olayı şöyle anlatır:
"Bir ara başımı kaldırdığımda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm ve:
r11;Yâ Resûlullah Bunlar eğilip baksalar bizi görürler, dedim. Resûlullah efendimiz:
r11;Sus yâ Ebâ Bekir İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsüdür, hiç endişe edilir mi"? buyurdu. Kur'anr11;ı Kerim'de bu hususa işaret edilmektedir:
"Muhammed'e yardım etmezseniz, bilin ki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmiştir. Arkadaşına 'üzülme, Allah bizimle beraberdir' diyordu. Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı."
Peygamber efendimiz ve Ebû Bekir mağaraya girdikten sonra ve müşriklerin gelmesinden önce bir örümcek mağaranın girişine ağ kurmuş ve bir güvercin de yumurtlayıp kuluçkaya yatmıştı. Bunu gören müşrikler mağaranın ağzına kadar geldikleri halde içeriye bakma ihtiyacı hissetmemişler, bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek çekip gittiler.
Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün, Pazar sabahı sözleştikleri saatte develerle birlikte Sevr'e geldi. Devenin birine Resûlullah Efendimiz ile Ebû Bekir, diğerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir'ın kölesi Âmir b. Füheyre binerek Medine'ye doğru yola çıktılar.
Medine'ye doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar. Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba'ya ulaştılar.

SUREKANIN PEYGAMBERİMİZİ YAKALAMA ÇABASI
Müdliç oğullarından Sürâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfâtı elde etmek hevesiyle, Peygamber Efendimiz ve arkadaşlarının kendi bölgelerinden, kabilelerinin yakınından geçtiğini öğrenir öğrenmez silahlanarak atına bindi ve harekete geçti, hicret kafilesini tâkibe koyuldu.
Atını dörtnala sürerek Resûlullah Efendimiz ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp yere kapaklandı. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandı, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı. Atını kendi çabasıyla kurtaramayıp olayda da fevkalade bir durum sezince aman diledi. Peygamber Efendimiz ve arkadaşları dört kişi idiler. İsteselerdi O'nu öldürebilirlerdi. Ama bunu yapmayıp onu affettiler. O'nun aman istemesi üzerine Peygamber Efendimiz ve arkadaşları durdular. Sürâka ilerledi. O, atının Peygamber efendimizin dua ettiği bir esnada düştüğünü söylemiştir. Peygamber Sürâka'nın yaklaştığını görünce:
"Allah'ım onu düşür" diye dua etmiş, atı yere kapaklanan Sürâka:
r11;Ey Allah'ın nebîsi Ne dilersen emreyle, demiş, Resûlullah Efendimiz de:
r11;Sen geride dur, arkamızdan gelenleri bırakma buyurmuştur. Sürâka verdiği bu sözü tuttu. Ayrıca kendisine yazılı bir emannâme verilmesini istedi. Peygamber efendimiz de Âmir b. Füheyre'ye bir emannâme yazdırarak kendisine verdi. O da bu emânnâme ile geri döndü; rastladığı diğer takipçilere de:
r11;Ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok... diyerek geri çevirdi.
Eslemoğullarından Sehm koluna mensup Büreyde b. Husayb da, Kureyşin ilân ettiği mükâfatı alabilmek için Peygamber Efendimizi takibe başlamıştı. Büreyde, kendi arazisinden geçen Peygamber Efendimizi ve yanındakileri durdurup kimliklerini öğrenmek istedi. Fakat sonunda Peygamber efendimizin konuşmasından etkilenerek ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı.
r11;Sizin gibi şanlı bir kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdarınız olayım, diyerek, kendi arazilerinden çıkıncaya, ta Kuba Köyü'ne kadar peygamber Efendimize bayraktarlık, onlara muhafızlık yaptı.



ZAYIF SÜTTEN KESİLMİŞ KEÇİNİN SÜT VERMESİ
Kafile Kudeyd'e gelince yiyecek bir şeyler almak üzere Huzâa kabilesine mensup Ümmü Ma'bed, Âtike bint Hâlid'in çadırına uğradı. Burada istirahat edip yemek yediler. Ümmü Ma'bed'den hurma veya et satın almak istediler. Fakat o, yanında yiyecek bulunmadığını söyledi. O sırada Peygamber Efendimiz çadırın yanında sürüye katılamayacak kadar zayıf ve sütten kesilmiş bir keçi gördü. Onu sağmak için müsaade istedi.
Keçiyi besmele ile sağınca oradakilere yetip artacak kadar süt verdi. Fesâhat ve belâğatıyla ünlü olan Ümmü Ma'bed'in sürüyü otlattıktan sonra çadıra dönen kocası Ebû Ma'bed elr11;Huzâî'nin isteği üzerine Peygamber Efendimizi tarif ederken kullandığı ifadeler çok meşhurdur. Bunlar hilye edebiyatına kaynak olmuştur. Onun oğlu Ma'bed elr11;Huzâî, ileride, Uhud savaşından sonra Mekke'ye doğru yola çıkan müşrik ordusuna karşı soğuk savaş taktiği uygulamak suretiyle, Müslümanlara yardım edecektir. Dolayısıyla, Ma'bed ailesi Peygamber Efendimize ve Müslümanlara sıkıntılı durumlarda yardımı ile tanınmıştır.

MEDİNE BEKLİYOR
Resûlullah Efendimizin yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Resûlullah Efendimizi karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnada bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahudi, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:
r11;İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.
Peygamber Efendimiz, 12 Rebîülevvel 1/24 Eylül 622'de Medine'ye 3 km. kadar uzaklıkta bulunan Kubâ'ya ulaştı. Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Resûlullah Efendimizi Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar.
Kur'ânr11;ı Kerîm'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kuba Mescidi'ni binâ etti ve burada namaz kıldı. Bu mescidin kıble tarafına gelen duvarına ilk taşı Peygamber efendimiz onun yanına ikinci taşı da Ebû Bekir koydu.
14 gün sonra, bir cuma günü Peygamber Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda 'Sâlim b. Avf oğulları'na âit 'Rânûnâ Vâdisi'nde öğle vakti oldu. Resûlullah Efendimiz burada arka arkaya iki hutbe okuyarak, yüz kadar Müslümanın iştirakiyle ilk Cuma Namazını kıldırdı. Buradaki mescid bugün "Cuma Mescidi" olarak bilinir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEDİNE'DE KARŞILANIŞI
Cuma namazından sonra Resûlullah Efendimiz Medine'ye hareket etti. Medine, tarihînin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibaren yolu iki taraflı doldurmuştu. "Resûlullah geldi, Resûlullah geldi" diye bağrışıyor, Kadınlar, çocuklar damların üzerine çıkarak şöyle şiir söylüyorlardı:
"Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,
Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize."
Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm ediyorlardı:
"Biz Neccaroğullarının
kızlarıyız,
Ne mutlu bize Muhammed'in
komşularıyız."
Medine halkı, Resûlullah Efendimizin gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı.
Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde misafir etmek istiyor:
r11;Ey Allah'ın Rasûlü Bize buyurunuz... diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı.
Resûlullah Efendimiz ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.
r11;Siz deveyi kendi hâline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider, buyurarak dâvet edenlerden izin istiyordu.
Deve Benî Mâlik b. Neccar'dan Râfi' b. Amr'ın oğulları olan ve Muâz b. Afrâ'nın himayesinde bulunan Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetim çocuğa ait, hâlen 'Mescidü'nr11;Nebi'nin bulunduğu boş bir arsanın üzerinde çöktü. Resûlullah Efendimiz inmedi. Deve kalkarak bir kaç adım gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı. Resûlullah Efendimiz üzerinden inerek:
r11;Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrafındakilere sordu. Devenin çöktüğü yere evi en yakın olan Ebû Eyyûb elr11;Ensârî Hâlid b. Zeyd:
r11;İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlallâh Diyerek Resûlullah Efendimizi dâvet etti. Hz. Peygamber efendimizin eşyalarını alarak evine götürdü ve kendisini Mescid'in ve yanındaki odaların inşaatı tamamlanıncaya kadar yedi ay boyunca misafir etti.
Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - Alçakgönüllü Olmak

Kategori: Tasavvuf
Alçakgönüllü olmak

Gerçek sevginin oluşması için öncelikle sevginin önündeki bencillik, çıkarcılık,
samimiyetsizlik gibi engellerin kaldırılması gerekmektedir. Kibir, sevginin
oluşmasını engelleyen en önemli sebeplerden biridir. Tevazu ise sevginin en
önemli şartlarındandır. Çünkü tevazu sahibi olmayan ve kendisini diğer
insanlardan üstün gören birinin, hayatta en değer verdiği varlık kendi nefsi
olur. Diğer insanları kendinden daha değersiz, daha aşağı görür. En akıllı, en
vicdanlı, en saygın insanın kendisi olduğuna inanır, bir anlamda nefsini
ilahlaştırmış olur. Dolayısıyla, bu bakış açısına sahip olan bir insanın,
kendisinden daha değersiz gördüğü bir kişiye bağlanması, onun için fedakarlıkta
bulunması, onun nefsini kendisinden önde tutması, diğer bir deyişle kalbinde ona
karşı gerçek bir sevgi oluşması pek mümkün olmaz. Bu nedenle sevgi ve kibir
birbirine tamamıyle zıt iki özelliktir. Kibirli bir insan ne başkaları
tarafından sevilebilir, ne de kendisi insanlara karşı derin bir sevgi duyabilir.

Kibirli insanların sevgisiz bir hayat yaşamalarının birçok sebebi vardır.
Kibirli insanlar, nefislerindeki kendilerini yüceltme isteğinden dolayı
genellikle alaycı bir karakter sergilerler. Çevrelerindeki insanların
kusurlarını dile getirdiklerinde, kendi üstünlüklerini daha iyi
vurgulayabileceklerini düşünürler. Sürekli alay eden ve konuşmalarıyla
çevresindekileri küçük düşürmeye çalışan birine karşı ise, hiç kimse kalbinde
samimi bir sevgi duyamaz.

Tevazulu insanlar ise, bu kimselerin aksine çok sevilirler. Tevazulu insanın
karşısındaki kişiye değer verdiği hissedilir, bu nedenle bu ahlakı gösteren
kimselerin yanında herkes rahat eder. Böyle bir insan, kendisine verilen
tavsiyeleri can kulağıyla dinler, hiçbir konuda “en iyiyi ben
bilirim” iddiasında olmaz, gurur yapmadan hemen en güzel olan tavrı
gösterir. Doğruya karşı direnmez, yanlışa karşı öfkeyle yaklaşmaz. İnsanların
sorunlarına karşı duyarlı davranır ve ince düşünceli olur. Hiçbir konuda bir
üstünlük iddiası olmadığı için, “önce o sevgi göstersin, önce o selam
versin, önce o benimle konuşsun” gibi kibirden kaynaklanan hesaplar içine
girmez. Karşısındaki insan katı ve kibirli olsa bile, alçakgönüllü davranır.
Herkesin fikrine önem verir, herkesin selamına en güzeliyle cevap verir, herkese
karşı sevgi ve saygı dolu olur. Kısacası Kuran ahlakının getirdiği tevazu, çok
uyumlu, her fikre açık, hiçbir konuda kibir yapmayan, her zaman karşısındaki
insanları onore eden, onlara ihtimam gösteren ve değer veren bir insan modeli
oluşturur. Bu nedenle tevazulu insanlar çok sevilen insanlardır.

Allah müminlerin bu güzel özelliğini Kuran’da şöyle bildirir:

O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler
ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman “Selam” derler.
(Furkan Suresi, 63)

Allah bir başka ayetinde de, alçakgönüllü olan kullarını sonsuz cennet hayatıyla
müjdeler:

... İşte sizin İlahınız bir tek İlahtır, artık yalnızca O’na teslim olun.
Sen alçakgönüllü olanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 34)

Allah Al-i İmran Suresi’nde, insanların, tevazulu ve yumuşak huylu olması
nedeniyle Peygamberimiz (sav)’in çevresinde toplandıklarını
belirtmektedir:

Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba,
katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları
bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer
azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/8/2008 - Hayâtın Gayesi

Kategori: Tasavvuf
Hayâtın Gayesi

Hayatın gayesi, Allah'ın rızâsına ermektir. Bütün ibâdet­ler, bütün güzel huylar, insanı Allah'ın rızasına ulaştıran yol­lar, vâsıtalardır. Bütün kabahatler, bütün kötü huylar, insanı Allah'ın hışmına uğratacak çirkinliklerdir. Velhasıl Esmâü'l-Hüsnâ'yı öğrenmekle Allah bilgisi kazanılır. Allah bilgisi, Allah sevgisinin tohumudur. Bir gönüle bu tohumdan düşerse filizlenir. O gönülden şevk ve muhabbet ağacı biter, bu ağa­cın meyveleri vardır ki, kalbde, ruhta, elde, ayakta, gözde, ku­lakta, insanın bütün maddî ve ruhî varlığında belirir ve olgun­laşır. Bu meyveler başlıca, Yaradana hürmet, yaradılmışlara merhamet etmek, kötü huyları atmak, güzel huy kazanmak, hak uğrunda her türlü fedâkârlığa katlanmak... gibi samimî meziyetlerdir. Hakikî insan olmak, bu meziyetleri kendinde toplamaktır. Allah'ın rızâsı, dünya ve âhiretin saadeti de bu meziyetlerin arkasındadır.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

muratena
gullerderya
sevgipinari01
ucurumcicegim
fzehra
sevil altunel
gocmenkizi
tesetturluyum
naliya
tebessum221
asudeebrar
seyyahcagri
elifnun
karcicegicrazy
msssevgi
gelinciklerdiyari
orkide33
hazan20
qelincik
askimakber
nisancatour
islam cihad
sonsuznurr
hayatafarklibak
karalamadefterleri
nuralem
laluask34
sudennur

NuROsmanlıTorunu emek verdi