işte yine geldi 11 ayın sultanı,kalplere huzur, nefslerimize irade ilacını vermeye. Kazanç kapıları açıldı sonuna kadar,aklı selim olana... zaman fırsat zamanı,gün yolculukta bize cenneti vericek,Rahmanın huzuruna gelip "kulum gününü neyle geçirdin" sualine cevap verirken,şu şu ibadetlerle Rabbim diyebileceğimiz heybenin gölzerini ibadetlerimizle hayırlı amellerle doldurmamız gereken gün. Rabbim hakkıyla bu ramazan_ı şerifi yaşamayı vaslına ermeyi, günahlardan arınıp Rabbimizin rızasını kazanmayı, efendiler efendisi peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)şefaatini kazanıp, güneşin beynimize bir milim kadar yakın olduğu günde Livaulhamd sancağı altına çağırdıklarından olmayı nasip eylesin...
RAMAZAN AYI ARINMA AYIDIR. KUR-AN'LA KUCAKLAŞMA AYI İNSANIN KENDİSİNE DÖNMESİ İÇİN ZEMİN YOKLAMASIDIR, GÜNAHLARLA YÜZLEŞMEY AYIDIR, BİR FIRSAT AYIDIR, MEKANI VE ZAMANI KENDİSİ İÇİN YAKINLAŞTIRMASI GEREKEN BİR AYDIR, YENİDEN RABBİ İLE YÜZLEŞME AYIDIR, ALLAH'I DAHADA ÇOK ANMA VE ZİKİR AYIDIR, TERAVİH VE MERHAMAT AYIDIR, ALIN TERİYLE FAKİRLERİN KUCAKLAŞTIRILMASI GEREKEN AYDIR...
BÜTÜN BUNLARIN YENİDEN DÜŞÜNÜLMESİ GEREKİYOR
RAMAZANDA HERKES HAYATINI YENİDEN KONTROL ETSİN. EKSİ VE ARTILARINI KENDİNE ACIMADAN TARTSIN, KENDİSİNİ KIYASIYA ELEŞTİRSİN, "TABİRİ CAİZSE YÜREĞİNİ ELİNE ALSIN" KALBİNİ ELİNE ALSIN VE KALBİNDEKİ PIHTILARI TEMİZLESİN İNŞAALLAH. RAMAZANA BU GÜZEL DÜŞÜNCE VE DUYGULARLA GİRSİN VE RAMAZANDAN ÇIKARKENDE "GÜNAHLARINA PAYDOS" DESİN, BİRDAHA SENİNLE İŞİM YOK DESİN GÜNAHLARINA... BUNU YAPABİLİRSE İNSAN İŞTE OZAMAN RAMAZAN GERÇEKTEN O EVDEN, O KİŞİNİN KALBİNDEN BİR ZEMZEM SUYU GEÇMİŞ GİBİ OLUR,ONU TEMİZLER ONU DURULAR.AMA YAPMAZSA RAMAZAN SADECE BİR ALIŞKANLIKTAN ÖTEYE GİDEMEZ, ALLAH RIZA İÇİN RAMAZANDA BİRBİRİMİZE DAHA ÇOK TEBESSÜM EDELİM İNŞAALLAH ALLAH YOLUMUZU AÇIK ETSİN HEPİMİZİN... (AMİN)
Teravih namazında öndeki arkadaşına "şiit lan Nuri " diyebilmektir.
Ön saftaki arkadaşının çorabını herkes secdedeyken çekebilmektir.
Hoca ..."veleddallin" dediğinde hep bir ağızdan olanca gücünle "AMİN" diye bağırmaktır..
Aralarda bir yerde "tısss" deyip kikirdemektir ve ne kadar çocuk varsa camide onları bu sesin tılsımına çağırmaktır.
Sonra otomatik komut almışçasına kikirdemeye devam etmektir.
Namazın neresinde olursa olsun bir kahramanın çıkıp selam verdikten sonra o kocaman elini ensenle buluşturması "şırank" sesini camide herkesin duymasıdır,
Ama yılmamaktır "ramazanda çocuk olmak".
Bir sonraki dört rekât arasında yine gülümseyebilmektir.
Hem de enseye tokat atan adamın koltuğunun altında.
Çünkü o kahraman amca seni çekip almıştır çocuk korosunun arasından, gel bakıyım kerata deyip, ama orası her ne kadar güvenli bir bölge olsa da Caminin o güzelim havası her yerde aynıdır.
O muhabbet sinmiştir her anına. Hangi noktada olursa olsun sen çocuktursun , hangi safta bulunursa bulun sen yine ramazanda çocuktursun.
Oruç tutmaktır ramazanda çocuk olmak, öğleye kadar da olsa.
Akşam ama herkesten önce oturmaktır iftar sofrasına. Elinde kaşık çatal herkesten çok önce beklemektir hocanın vereceği "Allahu ekber" sesini.
Eğer fazla acıkmamışsan enerjiksen ve sokaktaysan üç beş kafadar bir araya gelmek.
-"Patt" diye bağırmaktır.
Böyle yaparak iftar topunun taklidini yapmış oluyorsun aslında, ama bunu senden ve etrafındaki arkadaşlarından başka kimse bilmeyecektir.
Senin niyetin aslında bu sesle insanlara vaktin geldiğine inandırmaktır.Ama kimse bu sesi duymamıştır bile , duysa da o sese inanacak kadar inancı zayıf değildir insanların..
Ama sen inanmaya devam edecek ve her fırsatta bu numarayı deneyeceksindir.Ama ramazanda çocuk olmak zaten bunun böyle olduğuna inanmaktır.
Teravih sonraları sokaklarda olmaktır ramazanda çocuk olmak.
Takkenin hafif yana kayması kahkalarla gülmektir.
Birbirini çimdiklemek, yalandan öksürmek içindeki çocuğun "ramazan yüzünü"ortaya çıkarmaktır.
Onsuz olmaz, o olmadan olmaz çocuk cıvıltıları ve kıkırtıları olmadan kılınacak namazın tadı da olmaz.
Onlar olmayınca "ramazanda çocuk olmaz".
O çocuklar olmayınca yarınlar da ramazanlar olmaz.
Mukabele; karşılaştırma, yüzleştirme, karşılık verme; aralarındaki farkı ortaya çıkarmak için metinleri mukayese etme; Ramazanda hafızların cemaat huzurunda Kur'an okumaları anlamına gelir. Mukabele, Kur'an-ı Kerim tarihi ile ilgili bir terimdir. Cibril (a.s)'ın her sene Ramazan ayında gelip Kur'an-ı Kerim’i Hz. Peygamber (s.a.s) ile karşılıklı müzakere etmelerini, birbirlerine okumalarını ifade eder. Kur'an'ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbiti ve bunun kontrolü için Cibril (a.s) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Hz. Peygamber (s.a.s)'a gelirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur'an âyetlerini Cibril'e okurdu. Buna "arz" denir. Aynı âyetleri, mukayese için, bir de Cibrîl (a.s) okurdu ki buna da "mukabele" denir. Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygamber'e âyet âyet nazil olduğundan her âyetin yeri, hangi sûrenin neresine yazılacağı Cibril (a.s) tarafından bildirilirdi. Rasul-i Ekrem de vahiy kâtiplerine bu şekilde yazdırır, hafızlar da buna göre ezberlerdi. Kur'an böyle özel bir itinayla ezberlenir ve yazılırken; Cibril (a.s) her senenin Ramazanında Rasul-i Ekrem'e gelir, nâzil olan âyetler müdârese ve tekrar arzedilmek suretiyle takrir edilirdi (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid Terc, VII, 316). Cibril’in Peygamber'e Kur'an'ı her sene muâraza etmesinin gayesi, Allah'dan Peygambere vahy ettiği Kur'an'ı kendisindekiyle karşılaştırmasıdır. Bunu da bakî kalanın kalması, nesholunanın gitmesi için bir pekleştirme, sabitliğini ebedî kılma ve bir koruma olarak yapıyordu. Bu maksat için Hz. Peygamber, ömrünün son yılı içinde Kur'an-ı Cibril'e iki defa arz etti. Cibril de Kur'an'ı onunla böylece iki kere mukabele etti. Mukabele, Kur'an'ın yazılması ve hafızlar tarafından ezberlenmesi dışında her sene tekrarlanan üçüncü ve önemli bir "koruma garantisi" niteliği taşımaktadır. Bu "Zikri (Kur'ân'ı) biz indirdik, O'nun koruyucusu da elbette biziz" (el-Hicr, 15/9) âyetinin Asr-ı Saâdet'te gerçekleşmiş bugün de devam etmekte olan bir mucizesinden başka bir şey değildir. Kur'an'ın Ramazan'da nazil olması (el-Bakara, 2/185), Kur'an okumanın özellikle Ramazan'da kat kat mükâfatlandırılacağı müjdesi, Müslümanların bu ayda en çok Kur'an'la meşgul olmalarına sebep olmuştur. Bu sebeple "Kur'an ayı" olan Ramazan'da cami ve evlerde mukabeleler okunur, hatimler yapılır. Mukabele, Müslümanlar arasında köklü bir gelenek halinde günümüze kadar gelmiştir. Bu gelenek bugün de bütün canlılığıyla sürdürülmektedir. Kur'an okumayı bilsin, bilmesin, Müslümanlar dinlemek suretiyle huzur bulmakta ve sevap ummakta; okuyan hafızlar, özellikle Kur'an ezberlemeye (hıfz) çalışan genç Kur'an kursu öğrencileri de cemaat huzurunda okuyarak egzersiz yapmış olmaktadırlar. Mukabele suretiyle Kur'an okuyup dinlemenin başkalarını Kur'ân okumaya teşvik etmesi, okuyan ve dinleyenler üzerinde ruhî bir sükûnet meydana getirmesi, sevap kazandırması gibi birçok faydası vardır. Ancak para karşılığında okumak ve okutmak caiz değildir. Osmanlılar zamanında da özellikle ikindi namazından sonra mukabele okunurdu. Kur'an, hükümleri öğrenilip anlaşılmak ve tatbik edilmek için gönderilmiştir. Bu bakımdan "mukabele", okunan âyetlerin kısa açıklaması yapılarak dinleyenleri bilgilendirmek açısından iyi bir fırsattır. Ehil kişiler tarafından belli bir program dahilinde bu uygulanırsa İslâmî bilgi ve kültür düzeyinin yükselmesine önemli katkıda bulunabilir.1 “Ramazan Kur'an'ın indiği aydır. Kur'an'ın mukabele edildiği, çok okunduğu bir aydır. Bu bakımdan ‘Ramazan Kur'an ayıdır’ diyebiliriz. Kur'an-ı Kerim alışkanlığımızı, Kur'an-ı Kerim'i okuma, takib etme, hatim sürme alışkanlığımızı -hem hocalar olarak, hem cemaat olarak- Ramazanda ve sonra devam ettirelim. Kur'an-ı Kerim'e çok çalışalım, ezberimizi çoğaltmağa çalışalım. Çünkü Allah-u Teala Hazretleri yarın mahşer yerinde, ‘Kur'an-ı Kerim'i oku’ diyecek Müslümana; kaç ayet okursa okuduğu ayet sayısınca cennetteki derecesi yükseltilecek. Okudukça yükselecek. Onun için ne kadar çok ayet ezberde olursa, derecesi, makamı, ikramı o kadar çok olur. Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeye, hatim sürmeye devam edelim. Tabii ahkâmını öğrenip de Kur'an Müslümanı olmaya, asr-ı saadet Müslümanı olmaya, takvâ Müslümanı olmaya, dinimizin ahkâmını tam uygulayan has Müslüman olmaya da çalışmak lâzım!”(alıntı)
Ebu Said el-Hudri Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Sahur yemeğinde bereket vardır. Bir yudum su bile içecek olsanız sahura kalkmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü sahura kalkana Allah rahmet eder, melekler de bağışlanmaları için dua ederler." (Müsned, 3:44)
Sahura kalkmak iki türlü berekete vesiledir. Birisi, sahur yemeğini yiyen insanın gündüz oruç sıkıntısını çok daha az çekmesi, oruca dayanıklı olmasıdır. Böylece Cenab-ı Hak onun rızkına, yediklerine bereket, bolluk ihsan eder.
Diğeri de, seher vakti uyanık kalmakla insan, ibadete, duaya ve zikretmeye fırsat bulur. Çünkü sahura kalkamayacak olsa o bereketli saatleri uyku ile geçirecek, dolayısıyla manevî hissesi az olacaktır.
Hadisteki teşvik bu iki noktanın sağlanması açısından önem taşır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem iftar yemeğini acele tutarken, sahur yemeğini geciktirirdi. İmsak vaktinin girmesine yakın zamana kadar bekler, o zaman gelince yer içerdi. Çünkü, yemek ne kadar geç yenirse o kadar geç acıkılır, oruca daha hazırlıklı olunur.
Enes'in Radiyallâhu Anh rivayetine göre ise Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem sahur yemeğini yememizi özel olarak tavsiye ederek şöyle buyururlar:
"Sahur yemeği yiyin, zira sahur yemeğinde bereket vardır." (Buhari, Savm: 20, Müslim, Sıyâm: 45; Tirmizî, Savm: 17; Nesâi, Savm: 18.)
Oruç ibadeti Hz. Musa ve Hz. İsa'nın şeriatında da vardı. Çünkü oruç semavi dinlerin ortak ibadetidir. Bakara Sûresinde:
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, takvaya erersiniz" buyurulur. (Bakara Sûresi, 183)
Âyette de açıkça ifade edildiği gibi Yahudi ve Hıristiyanlar da ilk zamanlar oruç tutuyorlardı. Fakat namaz ve zekat gibi diğer ibadetleri kendi elleriyle değiştirdikleri gibi, orucun vaktini, tutulma şeklini de değiştirdiler. İlk zamanlarda tuttukları oruçla bizim orucumuz arasında sadece bir fark vardı. O da sahur.
Amr ibni Âs Radiyallâhu Anhın rivayet ettiği bir hadiste Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem bu farkı şöyle bildirir:
"Bizim orucumuzla Ehl-i Kitabın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir." (Müslim, Sıyâm: 46; Ebu Dâvud, Savm: 15; Tirmizî, Savm: 17; Nesâi, Savm: 27)