Saniyeler, dakikaları; Dakikalar, saatletleri; Saatler, haftaları; Haftalar, ayları; Aylar, yılları; Yıllar, ömrünü durmadan ve acımadan tüketip bitiriyor... Hayat devam ediyor, ölüm hiç gelmeyecekmiş gibi.. Görüyorsun ki zaman nehri akıyor.. PEKİ... SENİN NE KADAR VAKTİN VAR..... Yarın, saat beşte asılacağını bilen ve bekleyen bir idam mahkumuyla, bu satırları şu an okuyan senin aranda bir tek fark var.. O, daha kaç saati kaldığını biliyor, sen ise bilmiyorsun... Bu, önemli bir fark mıdır?.. İster inan, ister inanma, ister ciddiye al, ister kulak arkası et... Hiçbir hazırlık yapma ama. Her canlı ölümü tadacaktır. (Al-i İmran, 185) İçinde, yürüdüğün ve bitecek olan "zaman koridoru" için muhakeme yapıp düşünmeye vaktin yok mu?... Gel biraz, düşünelim...Ben; benim için, sen; senin için... Evet, zaman akıyor ama kimisi için hüzün dolu, kimisi için sevinç... Peki sen hesap gününü düşünüp, ödül ya da ceza alacağın gün için neler yapıyor, zamanını nasıl değerlendiriyorsun?... Kim için ne kadar harcıyorsun vaktini?... En kıymetli hazineni nasıl kullanıyorsun?... Poyrazda mı savruluyor bir avuç toprak gibi, yoksa içinde bulunduğun günün mihenk taşlarını keşfedip, sonsuz yaşantına sonsuz armağan olarak mı gönderiyorsun?... ŞİMDİ SORGULAMA ZAMANI:... -Ne kadarını 3-5 kuruşluk dünya menfaati ve geçim derdi için, -Ne kadarını havanın peşinden koşanlar için, -Ne kadarını hipnotizma kutuları için, -Ne kadarını boş sohbetler için, -Ne kadarını meşhurların gayr-i meşruları için, -Ne kadarını kara hayal perdesinin hayaletleri için, -Ne kadarını şer yuvalarının masalarında maskeli canavarlar için, -Ne kadarını zaman katillerinin tezgahlarında oyalanarak, kendinin ve sevdiklerinin ebedi hayatını hüsran etmek için harcıyorsun?... Ya da hakikat güneşine kalbini yöneltip ne kadarını aydınlatabiliyorsun? Sorgulamaya devam edelim lütfen.. Ailene ve sevdiklerine ne kadarını verebiliyorsun kıymetli zamanının? Bir hikayede anlatıldığı gibi; Oğlun ya da kızın sana harçlıklarından saatlik ücretini biriktirip, "Babacığım- Anneciğim 1 saatini satın alabilirmiyim, benimle oynar mısın?" diyeceği günü mü bekliyorsun?... Yoksa Rabbimizin hesap gününü mü beklemektesin?.. Öyleyse bu kelamı duymaya hazır ol: -"Kulum senin dünya işlerin için 23 saat müsaade ettim ve senden 1 saatini istedim. Sen bunu da mı bana veremedin?" Böyle diyeceği gün hangi yüzle duracaksın karşısında? Küçük bir hesap yap: 20-30 yıllık bir saadet uğruna 23 saat, sonsuz saadet için ve zaten hazır verilmiş olan nimetler ve verilmekte olanların şükrü için sadece ve sadece 1 saat.. Tekrar ediyorum, 1 saat. Bu nasıl bir adalet değil mi?... Şaşılacak bir şey doğrusu... Aslında hepimiz biliyoruz ki adalet değil her şeyiyle "Rahmet".. Gün bitimini düşün bir de.. Akşamları yatağına girerken huzurlu musun mesela? "Bugün Allah için, seni Yaratan için ne yaptın?" sorusuna, her şeyi ALLAH için yapman gerekirken, eli boş düşüncelerle mi dalıyorsun uykuya?... Öyle zamanlar oluyor ki, paslanmış, tozlanmış vicdanın hiç sızlamıyor... Dostumuz senden yardım istediğinde, ruhunun çırpınışlarını görürken ona yardım etmediğinde, vaktini onun için ayırmadığında, o senden gönül diliyle yardım beklediğini haykırdığında, sen bir şeylerin peşinde koşuşturduğunda ve ona yardım edemediğinde bunun hesabını nasıl vereceksin?... Ve o arkadaşımız için bu durum hayati bir öneme sahip ise..! Ayrıca, hayatta tanıştığın binlerce kişi o gün geldiğinde "Bana neden anlatmadın bunları?" diye sorduğunda dünyalar başına yıkılmayacak mı, yerin dibine geçmeyecek misin?, Rabbinin karşısında?... Rabbin buyuruyor: "Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım"... (Zariyat.56) O halde; bu Onsuz telaş treni, Hak istasyonuna ulaştırır mı seni?... (ALINTI)
Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde çünkü O vaat ediyor.. severseniz severim.. severseniz severim.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıcağını bilmek..
şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost..
Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost..
Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost..
suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost..
Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız
serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O’'göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var...
Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise..
Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun..
Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..
sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman.. işte o zaman anlaıcaksınız..
ve işte o zaman anlıcaksınız O dost ise her şey dost O sevgili ise her şey sevgili.. (alıntı)
“ Gökyüzüne resim çizmek peşinde değilim;Gayretim bir dirhem umuda naif gülüşü nakşedebilmek…”
Bilmediğim bir şehrin sabahından yazıyorum bu satırları. Bana yabancı bir öykünün doğuşuna tanıklık ediyorum. Üşüyorum nem kapmış duvar misali. Sesini arıyorum kulağımın derinliklerinde.
Sessizliğime çağırıyorum tüm martıları.
Aldırma / aldanma sadece martıları çağırdığıma. Asıl ben seni diliyorum kuru avuçlarıma. Susuzluğumun kanayan yüzüne sen koş. Aldırma giydiğin ayakkabılara. Koş sadece. Nefesin de tıkansın biraz. İstediğim kadar değil, hissettiğin kadar yaklaş bana. Bilirsin senden önce üryan’lığımı örtecek bir cümle bulamamıştı dudaklarım. Kapat dudaklarıma sözlerini. Gayri dudaklarımdan çıkacak tek söz; adının baş harfi olsun..
Ey gülüşlerinde “ yüreğimi “ demlendiğim saadet,Huzura arala kapılarını. Bulutsuzluğuna aldırmadan gökyüzüne çevir başını. Münkir gelme gövdenin taşıdığı büyük sevdaya. Uzaklığımıza bir de sen bir mesafe koyma. Nerde olduğumu unut, bir adım gölgenden takip ediyorum seni. Köklerindeyim, tutuştur yalnızlık cümlelerini. Unuttun mu, yüzümün çizgilerine gizlenmiş tebessüm tanelerini sen buldun.
Yol bilmez sanılan sevdanın Cennete giden yolu gözlerime inşirah eden sen değil misin sevgili ?
Sığlığıma, ıssızlığıma aldırma sen.Sığlığıma genişlik veren duam sensin, ıssızlığıma vücut bulan da. Suskunluğuma bakıp dudaklarını bükme, kuru topraklarıma bakıp boynunu çevirme hazana..
Kuraklığıma umut işleyen de sensin, suskunluğuma 29 harfi hediye eyleyen de… Gözlerimdeki huzurun tek sahibi,
Elif bereketindeki yarınlarımın tek varisi,
Bize ne bir sevda vaat edildi ne de bir mucize hediye edildi. Biz karanlıktayız. Üzerimiz açık. Ellerimiz hazan kokar. Ama birbirimizin tebessümlerinde isteriz Cenneti.
Gövdemizin toprakta kapladığı gölge kadar cümle oluruz sevda lugatinde. Şimdi sevme zamanı. Tüm martılar açtır şimdi. Yüzümde belirginleşen tebessüm çizgileriyle doyuralım tüm martıları.
Bulutsuzluktan şikayet eden toprağa uzatalım gözlerimizde birikmiş ıslaklığı. Kısır cümleleri işgal etsin içimizdeki gönül zenginliği. Susuzluktan çatlamış yangınlara koşuşturalım dudaklarımızı.
Diş geçiremediğimiz zamana not düşülsün imkansızlığımız. Birbirimizden bihaber yaşarken istiflediğimiz hüzünlere inat biz tebessümün güzelliğinde bir umut ekelim gül kokusunda.
…………….
Ey sevgili,
Satırlarımın dağınıklığını hoşgör. Bilmediğim bir sabahın avcunda kanattım ellerimdeki mürekkebinin dilsizliğini. Sana yazmaya aç’tım.
Tebessümün satırlarda inkişafına vuruldum. Yazan ben, yazdıran sen.. Özlediğim, dilediğim bir sevdanın anlamı, Yaşadığım, nefes aldığım bir hayatın başkahramanı, Umutlandığım yarınların tek güzel yanı
Unutma ki;
Bir dirhem “ can’a “ bir ” umut “ miktarı “ gül “ kafi.